AŞK NEDİR?

Kim Yazdı?

Kategori

Sosyal Medyada Paylaş

Aşk nedir?

Aşk Nedir?

Hayatımızda üçüncü kişilere yer verilmesine izin verilmeden göğsümüzün en derininde bambaşka bir şehir inşa ettiğimizde yaşanan hissin her evresine aşk diyoruz.
Aynı anda bütün duyguları hissedip onun içinde kaybolurken, günün her anında zihnimizde dönen tüm hikayelerin başrolünde yer aldığımız duygunun kıyılarında korkusuzca yüzeriz.
Derin sevgi, bağlılık. Tüm bu kelimelerin çok ötesine çıkalım biraz.

Bünyemizde taht kurduğu kusursuz arzu hissinin içerisinde yer almaktan keyif duymak, her sabah yalnızca ona “Merhaba!” demek adına uyanmak, sırf o gülümsüyor diye tüm kaldırımların çiçek açtığına şahit olmak ve çok daha fazlasını tüm tenimizde hissedip avaz avaz onu susmak, bugün bilinen tüm detayların çok üstünde bir evre.
Kapalı kapılar ardında zamanın yenildiğini düşünün. Yetersiz kelimelerin dansını izleyin.
Bir futbol maçına gidelim. Biraz öğle yemeği belki. Her biri anlamını yitiriyor.
Tüm istek ve haz tamamen sevilen kişiye yöneldiğinden, tüm eylem ve aktivitelerin o kişi ile yapılması bekleniyor. Adı, ses tonu, yürüyüşü ve zekâsı.
Her haline bir mucizeye bakar gibi bakmak, aşkın en yalın hali değil midir?

Hormonsal etkileri de yok sayılmaz.
Beynin salgıladığı dopamin hormonu mutluluk olarak hayatımıza yön verdiğinden bu yana kontrol mekanizmamız gardını indirir, saygıyla önünü ilikler ve tacını tahtına emanet edip kırmızı halıda bize izin verir. Bu noktada sevginin en temiz sayfalarına adımızı yazdırırız.
Gülüşümüz, sohbetlerimiz, kendimize olan ilgimiz ve iyimserliğimiz dahi baştan sona değişirken, birini sevmenin bizi çok daha iyi bir insan yaptığına inanırız hep.
Aramızda bir çekim ve bağ oluştuğunda ise süreç kabul edilir bir döngü içerisinde devam eder.
Hayaller, idealler, gayeler ve dahası aslında bu koskoca yer küre içerisinde 2 kişilik bir hayatın kapılarını aralamanın peşinde koşar.
En olmadık saatlerde özlemenin yüzümüzde bıraktığı tatlı tebessümün ardından koşarak gidende biziz, “5 dakika da olsa görmeliyim!” duası içerisinde bekleyen de biz.
Yaka iğnesi gibi yanımızda taşıdığımız o en güzel kelimeler aslında lûgatımıza sırf sevilen kişiden ötürü girmedi mi zaten? Hayatın tüm çıkmaz sokakları anlamını yitirir, geriye kalan bir tebessüm olunca.

Platonik Aşk Ne Demek?

Her şey şairin “Ben elmayı sevdim diye, elma beni sevmek zorunda mı?” sözüyle başladı.
Değildi tabi ama insanoğlu bunu ya kabullenemedi ya da kabullenemediğini kabullenemedi.
Doğru olan zorunda olmamasıydı bunu biliyordu o yüzden de ben uzaktan da severim dedi lakin sevmek uzaktan olacaksa bu mesafe ancak kilometrelerle ölçülen türden olmalıydı.
Karşı tarafın bilmemesi ya da o şekilde sevmemesinin verdiği bir mesafeyse bu kalbin taşıyabileceği bir ağırlık değildi.
İnsanoğlu bunu anladığında aşka yeni bir boyut bu boyuta yeni bir isim buldu; Platonik Aşk!

Sevgileri yarınlara bırakmak dedi bir başka şair, kendi ne kadar bıraktı bilinmez ama belli ki anlamıştı birçok kişinin bunu yaptığını.
Doğru anı beklemek var mesela, kime göre ya da neye göre?
En başta kalbinin sesini dinle demişlerdi oysa doğru anı beklemek o kalbi susturmak değil mi?
Sadece insan mı kapanır içine?
Doğru anı beklemek aynı zamanda kalbi içine kapatmak değil mi?
“Kalbinin sesini dinle!” diyen kişi sadece kendini mi dinle demişti, yoksa konu insan ilişkileriyse kalbini aç mı demek istemişti?
Peki, kalbini açamayan ana karakterimiz kalbini yok saymış olmadı mı?

Konumuzu platonik aşk ve etkisiydi değil mi? Gelelim etkisine.
Sevmek insanoğlunun ezelden ebede gayri ihtiyari kalbin eşliğiyle hissettiği/hissettirdiği en muhteşem duygu ve kalp değimiz bilimde kan pompalarken ilimde sever, zihindeyse kavga halindedir.
Bu durumda aşkın platoniği insanın en çok ilmini etkiler, zihinse tartışmayı keser çünkü platonik aşk zihnin kalbe zaferinin kanıtıdır.
Onu haklı çıkartır “yapma, acı çekersin!” cümlesindeki yapmaların yapılmış halidir ki sonucunda ise acı çekilmeye başlanmıştır.
Buna rağmen zihin, bu beklenmedik zaferi kaldıramaz ve bunun için artmıştır antidepresan kullanımı, bunun için aşk şarkılarının konusu olmuştur antidepresanlar.
İnsanoğlu sevdi seviyor ve sevecekse bu karşılıklı olmalıdır ki insan bilmen, ilmen, zihnen, sağlıklı olsun.
Sevdiğin seni senin gibi ya da kadar sevmeyebilir belki de hiç sevmeyecektir elbet çaba göstereceksin lakin her şeyin sınırı olduğu gibi bununda sınırı olmalı konusunda hem fikir kalmamız şart.
Bugün, insanoğlu sevmese de olur derken bile sevilmeyi bekler ve seven kalbin aşıdır sevilmek çünkü; bu yüzden sever mi diye belemek, beklerken kurduğun hayallerle ona bağlanmak ve finalde acıya gebe kalmak yerine acıyı bile bilinçli çekmek gerekmez mi?
Gün be gün içinde yoğrulduğumuz aşk evreninde karşılıklı aşkın bağından sıkı sıkıya tutunmalı, kanadında iki kişilik dünyalar kurmalıyız.

Aşk Acısı Nasıl Geçer?

Yoğun ve kontrol edilemez mutluluk, neşe, duygusal yükseliş ve haz ile hayatımızın merkezine konuşlanan aşk bazı zamanlarda öfke, inat, hüzün ve “Artık ayrılmalıyız!” cümlesinin ev sahipliğinde vedalara yer açıyor. Bu zaman içerinde yaşanılan her anı, insanın içinde bir ukde olmaya devam eder. Herkesin ayrılıklara olan bakış açısı bambaşkadır.
Aşk için çabaya gerek yokken vedalarda neden zorlanırız? Bu bağlılığın bir armağanı mı?

Aşkın yaşanış halinden hissedildiği yoğunluğa, bakış açısından aldığı değere dek önem basamakları değişirken, bitimi de kişilerde farklı sonuçlar doğurabilir.
Bugün çok fazla duygu yoğunluğu yaşanılan bir ilişki ani bittiğinde kişilerde yıkım ve kaybediş gibi semptomlara sebebiyet verebilir.
Bilinmelidir ki tüm bu acının ana temelinde ki tedavi süreci, zihinde başlanan evredir.
Yalnızlığın ana öngörüsü içerisinde adım atılan her bir düşünce bizleri olumsuz etkiler.
Öyle ki, biten her ilişki ardından meditasyonlar yaparak kendimize zaman tanımak en ideal yatışma şeklidir. Acıyı yaşamadan kabuk bağlamasına izin veremeyiz.
Her ne koşulda bitmiş olursa olsun birlikte altında imzası bulunan her anın bir özelliği ve ağırlığı olduğunu bilmeli, veda sonrasında hem kendimizi hem de partnerimizi özgür bırakmayı bilmeliyiz.

Günler geçer. Saatler kadrana sığmaz belki ama kişilerin arasına karışmak harika bir çözüm yoludur.
Kendimizi odalara kapatmanın hiçbir anlamı olmadığı gibi, çok daha fazla depresif hissetmenin hiçbir matematiği olmadığını anlamalıyız. Konuşmayı denemeye ne dersiniz?
Sıkı arkadaş gruplarına sahipseniz içinizi dökmek iyi bir deneyim olurken, bir tık daha fazlasına ihtiyacınız varsa mutlaka terapi yöntemlerini de denemelisiniz.
Profesyonel destek alarak içinizde kalan her bir nüansı açığa çıkarmalı, göz kapaklarımıza dahi oturup kalkmak bilmeyen bu ağırca hüznü yerinden etmeli, göğsümüze yeniden başka baharları davet etmeyi öğrenmeliyiz.
Korku, endişe, çıplak ve yalnız hissetme, yarım kalma ve tükenmişlik hali.
Her biri aşkın belki de ani gidişi ile zamanla ortaya çıkan hisleri olsa da bugün bu tablo yerini eski sen’e bırakabilir.
Kendine zaman tanıma, kalabalık ortamlarda sosyal kalma, spor yaparak kendine odaklanma ve günün hemen her anında kendimize yoğunlaşarak hayatın geri kalan gerçeklerine önem verme evresine başladığımız zaman yavaşça bizi saran bu acı hissinden kurtulabiliriz.
Unutma; sen kendin için en güzel mucizesin.

Hey 👋 Sırlarını paylaşmaya hazır mısın?

Her hafta gelen kutuna en çarpıcı rüyalar, aşk itirafları ve gizli kalan gerçekleri gönderiyoruz.
Sadece seninle.

Kaydolarak gizlilik politikamızı kabul etmiş olursunuz. İstediğiniz zaman abonelikten çıkabilirsiniz..

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Önceki İçerik
Sonraki İçerik